28 Şubat 1997’de halkın seçtiği bir iktidara karşı Milli Güvenlik Kurulu, güya bir balans ayarı yaptı, ayarı bozuk bir şekilde…
Gerekçeler vardı elbet ama hepsi düzmece, hepsi yalan, hepsi iftiraydı ve hepsi kurgudan ibaretti…
Bunu o zaman da biliyorduk ama daha sonraları süreci hazırlayan ortamın tamamen bir kurgu olduğunu çok daha net anlamaya başladık.
Dün, o dönemin mağdurlarından ve o dönemde başbakan olarak görev yapan Prof:Dr. Necmettin Erbakan’ı kaybettik. Bir gün daha yaşasaydı, o zulüm günlerini bir kez daha hatırlayacak, bir kez daha kahredeceği isimlere kahredecekti…
Şimdi o yok ama darbecilere her zaman kahredecek bizim gibi insanlar hep vardı, var olmaya da devam edecek, yaptıklarının, yapmaya çalıştıklarının vatan hainliğinin dışında alçakça ve kalleşçe bir girişim olduğunu haykırmaya devam edeceğiz.
Geçen yıl o dönemim aktörlerinden birisi olan sahte şeyh Ali Kalkancı’nın fabrikasında çok sayıda uyuşturucu ele geçmişti.
Ali Kalkancı gibi akşamcı birisinin şeyh olmasının tek değildi, Müslüm Gündüz vardı, koynundaki Fadime Şahin, sonrasında Emine Kalkancı. Podyumdan fırlamış olan Fadime Şahin, sonra podyumdaki yerini almakta gecikmedi.
Şimdi o dönemin kurgu olduğunu bildiğimize göre o dönemde aktör olarak görev alanların tamamının vatan hainliğinden yargılanması gerekir. Halen bunun yapılmamış olması, yürütülmeye çalışılan demokratik ortama da zarar veriyor.
Hem aktör olan, hem filmi yönetenlerin tamamının vatan hainliği suçlamasıyla yargılanması, bundan sonraki demokratikleşme açısından, demokrasinin korunması ve cumhuriyete sahip çıkılması açısından elzemdir.
O dönemde Genel Kurmay Başkanlığı yapan, kurulda görev alan, o saçma sapan bildirinin altına imza atan her kişi vatan hainliği suçlamasıyla yargılanmalı, hukuk son kararını vermelidir.
O döneme bakınca, nedense o ana kadar görmediğimiz acayip kılıklı insanların başkentin göbeğinde arz-ı endam ettiğini, nerden nüksetmişse birilerinin irtica hastalığına yakalandığını, o güne kadar adı sanı duyulmamış kişilerin birden bire İslami kesimde otoriteymiş gibi lanse edildiğini, asker-medya-bürokrasi üçgeninde ülkenin başına çorap örüldüğü görülecektir. Aslında buradaki asker, medya ve bürokrasinin çoğunluğunun şimdilerde Ergenekoncu oldukları daha net anlaşılıyor.
Kemal bey de bu örgüte üye olmak için can atıyor…
Ergenekon Terör Örgütü, o dönemde Refah-Yol hükümetini yıkmak için adice bir senaryoya imza atmış, hiçbir suçu olmayan on binlerce masum vatandaş mağdur olmuştu. Halkın seçtiği bir hükümet ayak oyunuyla alaşağı edilmiş, komik suçlamalarla insanlara zulmedilmişti.
Bunun altında imzası olan her kişi elbette vatan hainiydi, elbette alçaktı, elbette gözü dönmüştü…
O nedenle 28 Şubat mantığını ve 28 Şubat kararlarını savunmanın, vatan hainliğiyle eşdeğer olduğuna inananlardanım.
***
Necmettin Erbakan: Mağdur Başbakan…
28 Şubatçıların sahneye koyduğu iğrenç oyun sonucunda alaşağı edilen ve o tarihte Refah Partisi Genel Başkanı ve Başbakan olan Prof.Dr. Necmettin Erbakan, dün hakkın rahmetine kavuştu.
Peki bu sürece destek olan veya süreçte aktör olarak rol alanlar ne yapıyor?
Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz ev Tansu Çiller’i siyaset gibi tarih sahnesinden de silerek halk cezalarını verdi.
İyisi mi biz diğerlerine, aktörlere bakalım…
Fadime Şahin: 28 Şubatın yıldızıydı, -hakkını yemeyelim- güzeldi, alımlıydı. 28 Şubatı tetikleyen isimdi. Şimdi parasını o günlerin şöhretinden ve güzelliğinden kazanıyor.
Ali Kalkancı: Sürecin en renkli kişiliklerindendi. Çarpık ilişkileriyle birlikte tarikat liderliği ortalığa saçıldı. Şimdi uyuşturucuyla gündemde…
Çevik Bir: Genelkurmay 2. Başkanı Bir, 28 Şubat’ın baş aktörlerindendi. Post modern “Evren”liğe soyunan Bir, birinci adam olmak isterken, sonuncu adam oldu. Önce Genelkurmay Başkanlığı beklentisi boşa çıktı, ardından Cumhurbaşkanlığı hayalleri suya düştü. Ülkenin 10 yılın kaderini o meşhur balans ayarları ile tayin edecekti, oysa şimdi onu hatırlayan ve kaale alan bir tek kimse yok.
Erol Özkasnak: Genelkurmay Genel Sekreteriydi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanına kafa tutacak kadar dangalak birisiydi. Kariyer basamaklarını hızlı çıkması beklenirken o sadece terfi alabildi. Sahneden kulise indi. Emekli olduğunda medya onu unuttu. Flaşların büyüsü tükendi, bir köşeye fırlatılmış değersiz bir eşya gibi ömrünün sonunu bekliyor.
Hikmet Uluğbay: 55. Hükümetin Milli Eğitim Bakanıydı. Yani MGK kararlarını hayata geçirme onun göreviydi. 28 Şubattan sadece iki yıl sonra ruhsatlı silahıyla intihar teşebbüsünde bulundu, dili parçalandı ancak mucizevî bir şekilde kurtuldu.
***
Elbette “vatan hainliğinden yargılansın” dediğim sadece bu isimler değil. O dönemi ve sonrasındaki değerlendirmeleri hatırlayanlar iyi bilir ki, o filmin sahneye konulması için uğraş veren görünür, görünmez aktörler vardı.
O zaman görünmeyen aktörler, şimdi Ergenekon’dan yargılanıyor, görünenlerin bir kısmına halk cezasını sandıkta tokat gibi verdi, bir kısmı köşesinde kaldı, bir kısmının halen utanmadan sesi çıkıyor.
Bu ülke bizim için önem taşıyorsa, demokrasiye ve cumhuriyete sahiplenme adına kendisini bir şey sanan dangalakların vatan hainliğinden yargılanmasını sağlamak gerekiyor.
Yoksa da zamanı geldiğinde başka aktörlerle yeni filmleri sahnede görebiliriz.
Sarıkız, Aykız, Balyoz, Eldiven.. bütün bunlar da adice bir girişimdi ve şimdi sanıklar adalet önünde hesap veriyor…
Bazıları da bu sanıklardan vekil çıkarma derdinde…
Naif Karabatak
28 Şubat 2011
