Süleyman AKDOĞAN


1449 çocuk yaz, Google’da ara.

1449 çocuk yaz, Google’da ara.


Çocuk sevgimiz diyorum. Ne kadar da çok seviyoruz değil mi çocuklarımızı. Gördüğümüz her yerde her şeyden önce dikkatimizi çeker çocuklar. Aaa canım benim, çok şeker yaa, kurban olurum ben sana, yerim ben seni gibi güzel laflar ederiz.

Biraz büyümüşse çocuk, ne olacağını sorarız. Aldığımız her yanıtta burun hareketimiz sabit kalır, hani kıvrılmaz mesela. Çünkü, biliriz ki yavrucak vermiştir kararını, bize saygı duymak düşer. Sonra da, en güzel imkanları sunmaktır, elimizden gelenin en iyisini yapabilmektir bizim işimiz. Bu bazen yememek, bazen içmemektir, bazen uykusuz kalmaktır, bazen en sevdiğimiz dizilerden bile taviz vermektir.

Çocuk sokakta, pejmurde giyimli ise, selpak mendil, çiklet satıyorsa, ayakkabı boyuyorsa çocuğun elleri çatlamış, yüzü soğuğa vurulmuşsa yürek mi dayanır buna. Hemen ceplerimizdeki akrep biraz müsaade eder yardım etme hislerimiz şöyle en bonkör yanından kabartma tozu atılmış misali bir hal alır. İki mendile beş on mendil ücreti vermişsek değmeyin keyfimize. Zaten o mendilleri de çocuğu mahçup etmemek için almışızdır, ihtiyacımız olduğundan değil. Helal çocuğa deriz, el alem gibi dilencilik yapmıyor, valla helal olsun. Hay bin maşallah.

Hani diyorum, 8-10 yaşlarında ise sokakta ise pek mümkün değil ama ellerinde bir poşet koklayarak yürüyorsa, biraz ürkek, biraz titrek, ağlamaklı ise vah yavrum kimdir seni üzen , nedir bakayım senin o elindeki diye sorarız. Çocukları hemen misafir ederiz “Sevgi Evleri”nde. Öyle bir iki geceliğine değil, kendi kendine yeter hale gelene kadar. Bir daha sokağa düşmeyeceğinden emin olana kadar mücadele örneği veririz. Sonra, takip ederiz. Neredeydi ne hale geldi, yavrucak. Bak çora çocuğa kavuştu deriz. Biraz övünürüz hakkımız değil mi?

Bir sanatçıysak, bir Tv programında konuksak çocuklara olan duygularımız sorulduğunda kendimizi alamayıp duygulanırız, göz yaşlarımız ev sahibinin uzattığı mendillerde kaybolur. Ben onları çok seviyorum deriz.

Siyasi bir büyüksek çocukları sevdiğimizi her platformda belirtiriz. Onlar geleceğimizin yılmaz bekçileridir mesela. Bazen çocuklara layık organizasyonlar düzenleriz. Mesela, gülmek onlara çok yakışır diye düşünürüz. Hele bir de kahkaha attıkları vakit. Rabbim bu ne mutluluk.

1449 Çocuğuğu bir araya toplarız. Sayarız çocuklarımızı, eminsek 1449 bulduğundan rahat bir ohh çekeriz. Notere kaydettiririz. Biz yaptık ve bu yaptığımız cidden çok önemli. 1449 çocuğun yanında öğretmenler, kaymakam belediye başkanı, öğretim görevlileri de katılır. Tek tek sayılarak salona alınan çocuklar, bir hayli heyecanlanırlar. Kolay mı dünya rekoru kırılacak, tabii ki heyecanlanacaklar. “Dünya Çocuk Rekorları” projesi kapsamında hazırlanan bu etkinlik ile, çocuklarımıza yarışma duygusunu değil, onlara birlik beraberlik ve pozitif duygular içerisinde hareket etmeyi aşılamak amaçlanmaktadır. Bunun için hep birlikte GÜLÜNÜR, KAHKAHA atılır ve rekor kırılır.

“Çünkü, gülmek kendi kendini terapi etme yöntemidir. İnsan ruhunun, fiziğinin gülmeye her zaman ihtiyacı vardır… Doğallığın simgesi çocuklarımız arasında böyle eğlenceli bir yarışma yaparak onları hem eğlendirmek hem de olaylara her zaman gülümseyerek yaklaşmaları duygusunu hatırlatmak istedik… TRT Çocuk Kanalı’nı da bu tür bir organizasyona öncülük ettiği için kutluyorum . Çocuklarımız burada hem eğlendi hem de üzerlerindeki stresi atmış oldular” diye konuşur organizetörlerden biri.

Ne diyeyim, belki bakarsınız bu rekor bütün dünya çocuklarını güldürür. Bol gülmeler diliyorum.