Naif KARABATAK


Bunlar Belge Değil, Kâğıt Parçası!

Bunlar Belge Değil, Kâğıt Parçası!


Dün köşemde, Wikileaks Belgelerini, “Düşünce Okuma” bağlamında değerlendirerek, herkesin bir diğeri hakkında ne düşündüğünün bilinmesinin hiç de iyi bir şey olmadığını söylemeye çalışmıştım. Yazıyı kaleme aldığımda, bir milyon sınırına dayanan Wikileaks Belgelerinde “ülke ayrımı” gözetilip, gözetilmediği henüz belli değildi…

Dünyanın süper gücü ABD’nin Beyaz Sarayı’ndan üç günde 650 bin mesaj sızdırılmıştı. 650 bin mesajın dağılımına baktığınızda ise sanki dünyada diplomasi yürüten bir numaralı ülke Türkiye’ymiş izlenimi ediniliyordu.

Dünyanın hemen hemen bütün ülkeleriyle diplomasi trafiğinin yaşandığı ABD’den sızdırılan belgelerin neredeyse tamamına yakınının Türkiye ve Türkiye ile ilgili olması, Türkiye’de de “AK Parti Hükümeti”ni kapsaması kuşkuları arttırdı.

Koca Avrupa Birliği ülkelerinin hiç birisinin “tek kelime etmeden” diplomasi yürüttüğü düşünülemez…
ABD’nin dolaylı veya dolaysız sömürdüğü ülkelerin de “işaret diliyle” anlaştığı söylenemez…

İsrail’i büyüten, AB ülkelerini es geçen, Türkiye’yi bir numaralı aktör yapan, Ortadoğu ülkelerini de Türkiye eksenine oturtan Wikileaks Belgeleri, bir anda dikkatleri farklı yönlere çekti…

İsrail dostu olduğu bilinen WikiLeaks sitesinin kurucusu Julian Assange’nin elbette belgeleri açıklamakta önemli bir amacı vardı…

Beyaz Saray’da gezerken, tesadüfen önüne denk gelen bond bir çantayı kaptığı gibi kaçmış olsa, diyeceğim ki, “tesadüfen Türkiye ve Türkiye ile ilgili belgelerin yer aldığı çantayı uçurmuş” ama böyle bir şey imkân dâhilinde değil…

Üstelik çok iyi korunan/korunması gereken, tarihi vesika niteliğindeki belgelerin, “tesadüfen” ele geçirilmesi de zaten mümkün değil…

İçeriden birisinin de Julian Assange’ye, “gel seni şöhret edeyim, şu belgeleri yayınla da bak” demesi de mümkün gözükmüyor.

O zaman soru işaretleri bir biri ardına sıralanmaya başlıyor…

Öncelikle üç gündür adeta belge bombardımanına tutulan internet sitelerinde yer alan dokümanları okumak da mümkün değil, hangi birisini okuyacak, hangi birisini es geçeceksin…

(Meraklısı var mı bilmem ama takip etmek isteyenler, http://ortakyasam.org/dosya/4271-wikileaks-belgeleri sitesinden sürekli güncel halini bulabilirler.)

Belgelerin gerçek olup olmadığı bilinmiyor ama ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, dün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla yaptığı görüşmede, Wikileaks’te yayımlanan belgelerle ilgili Türkiye’den, hükümetten ve Başbakan’dan özür beyan etmesi, belgelerin gerçek olabileceği kuşkularını arttırıyor…

Peki gerçek belgelerin, hem de birkaç sayfa değil, neredeyse şimdiden bir milyona yaklaşan dokümanın sızması veya sızdırılması mümkün mü?

Taraf Gazetesi’nin bir biri ardına ele geçirdiği “Darbe Planları” gibi de değil. Yani bir yerde duran, iyi donanımlı birisinin uçuracağı türden şeyler değil. Farklı ülke, farklı görüşme, farklı liderler veya siyasilerle yapılan, diplomatlarla görüşülen konuların not edildiği, not edilmeye gerek duyulduğu belgeler…

Şimdi neden açıklanmaya gerek duyuldu?

Eğer belgeler, Türkiye dâhil, bütün ülkeleri kapsasaydı, hinlik arama daha az olurdu…

Şimdi her türlü hinliğe müsait bir ortam söz konusu…

Türkiye, bir süredir bırakın bölgeyi, dünyada söz sahibi olmaya başladı. Etkin dış politikası, gerektiğinde “siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz” çıkışı, “bizden habersiz olmaz” gibi karşı duruşları, başını emme basma tulumba gibi sallamadan, “bakalım, inceleyelim, değerlendirelim” türü irade beyanı dengeleri alt üst etmeye yetmişti…

Daha düne kadar Bill Cilinton’un karşısında el pençe divan duran, süklüm püklüm bir başbakandan, ayak ayaküstüne atan, sırtını koltuğa sağlam bir şekilde dayayan, ABD Başkanına kulak veren değil, ABD Başkanının kulak kesildiği bir ülke haline geldik.

Ortadoğu’da hızla yayılan Türkiye ve Başbakan Erdoğan sevgisi de “yeni lider”in işaretlerini veriyordu…
Elbette Başbakanın şahsında ülkeye olan sevgi gün geçtikçe artıyor, arabuluculuk, sınırları açma, vizeleri kaldırma, dostlukları arttırma da üstüne üstlük gelen diğer “kaygılandırıcı(!)” konulardı…

Üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili Türkiye’nin, dört tarafı dostlarla çevrili ülke haline geliyordu…

Avrupa Birliği’nde, Nato’da hem söz sahibi oluyor, hem de tarihte görülen ilkler yaşanıyordu…

Bütün bunlar elbette birçok ülkeyi huzursuz edebilir ama bu huzursuzluk, İsrail kadar kendisini belli edemez…
İsrail, ABD’nin Şımarık çocuğu unvanını çoktandır kaybetti…

El üstünde tutulan, her türlü desteği gören, her türlü melanetine göz yumulan ve buna rağmen de maddi manevi desteğin sağlandığı lobilerle güçlenen ülke değil artık…

Biz öyle biliyorduk…

Bu doküman bombardımanının sonu ne olur bilinmez. Tahmin edilen ise Wikileaks Belgelerinde en kazançlı çıkacak ülkenin İsrail olacağıdır…

Julian Assange, belgeyi servis etmesinden itibaren kayıplara karışmış olsa da, açığa çıkan İsrail’le olan bağı ve dostluğu “hinlik” aramak için yeterli bence…

Peki ne olabilir?

Hedefte Türkiye ve özellikle AK Parti iktidarı duruyor…

Bugüne kadar “sandıkta” gitmeyen, planlanan bütün “darbelerin” açığa çıktığı için alaşağı edilmeyen AK Parti’yi Wikileaks Belgeleriyle mi uzaklaştırmayı düşünüyorlar…

Halk bunu yer mi, mesele orada…

Ama bütün bunlara rağmen, belgelerde yer alan iddiaların varlığı göz ardı edilmemeli Eğer belgeler gerçekse, notlarda da ilgili kişilerin “kabul edilemez” beyanları varsa bu değerlendirilmeli. Yoksa Balyoz davasında olduğu gibi “ıslak imza” arayışına girip, “bunlar kâğıt parçası” deyip, buruşturup atmakla olmuyor…

Halk her şeyi bilsin, ondan sonra oynanmak istenen oyunu bozmak çok kolay.

Biz ne oyunlar bozduk, ne oyunlar…

Naif Karabatak/CafeSiyaset.com