Gürbüz BATTAL


Diktatörlerin ceremesi

Diktatörlerin ceremesi


DİKTATÖRLERİN CEREMESİ
Arap coğrafyasına bakacak olursak hemen hemen hepsi azınlık liderleri olan diktatörler tarafından yönetilir. Bunlar vatandaşlarını tebaa olarak görür. Ülkelerini baskı ve şiddetle yönetir. Tüm dünyada devlete baş kaldıranların başı ezildiği halde bu ülkelerde başını kaldıranlar, ezilmesi gereken bir böcek gibi görülür ve kitlesel kıyımlara tabi tutulur 
Diktatörler devrildiğinde görüyoruz ki çoğu devletini soyup soğana çevirmiş, aslında vatandaşının olması gereken servetlerini ABD ve Avrupa bankalarına yatırmış, her biri Karun kadar servete sahip olmuşlardır.
Bunların çoğu dünyaya ayak uyduramadığı gibi insan hakları ve demokrasi kültüründen de nasiplerini almamışlar, başka bir deyişle çağın gerisinde kalmışlardır.
ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmesi hedeflerini adım adım devreye sokma planından sonra Arap coğrafyasında akla hayale gelmeyecek olaylar yaşanmaya başladı.
Bu olayların bizi direkt ilgilendirdiği kısmına bakacak olursak;
Saddam’ın zulmünden kaçan bir peşmerge grubu 1 Eylül 1988 yılında bize sığınarak 10 ayrı kampta yerleştirildi.
İki buçuk yıl sonra 1 Nisan 1991’de gene Saddam zulmünden kaçan yüz binlerce Kürt ve Türkmen Türkiye’ye sığındı.
En halisane duygularla kucağımızı açtığımız peşmergeyi memnun edemedik. Kendilerine sunulan hizmetleri beğenmediler. Bunlar içinde çok sayıda teröristin de gelerek terör olaylarının alt yapısını hazırladıkları, Çekiç Güç askerlerin ise Kürt milliyetçiliğini kışkırttığı ve ayrılıkçı hareketlerin fitilini ateşlediği günlerce medyaya yansıdı.
Libya’da dış güçlerin kışkırtmasıyla çıkan olaylar iç savaşa neden oldu ve Kaddafi, ayaklanan halkının bombalamaya başladı. İç savaş ve bombalamalar üzerine Libya’da büyük bir tahliye hareketine giriştik. Binlerce Libyalıyı ülkemize getirdik, tedavilerini yaptırdık. Gemilerimiz aylardır Libya kıyılarında nöbet tutuyor.
Geçenlerde Dışişleri bakanımızın açıklamasına göre muhaliflere 100 milyon dolarlık yardım yapacakmışız.
Gelelim Suriye’ye. Beşşar el-Esed’in yönetimine karşı da isyan hareketleri başladı. Esed de Saddam ve Kaddafi gibi halkının tepesine bomba yağdırdı. On binden fazla Suriyeli sınırlarımızı geçerek Türkiye’ye sığındı. Türkiye, her zaman olduğu gibi kendine yakışır bir şekilde mültecilere kucak açtı ve açması da gerekir.
Burada çadır kentler kuruldu ve mültecilerin her türlü ihtiyacı en iyi şekilde karşılanıyor.
Dünyada kim zulme uğramışsa Türkiye hep onların yanında olmuştur
Gelin görün ki diktatörlerin kötü yönetimlerinin ceremesini bizler çeker olduk. Dünyanın büyük bir krizle boğuştuğu günümüzde Türkiye’nin yaptığı, her babayiğidin altından kalkacağı bir iş değildir.
Bütçe denkliği bozulmasın, enflasyon azmasın diye yıllarca Türk Milletinden esirgenen paralar diktatörlerin sebep olduğu aptallıklar nedeniyle başkalarına verilmesi kanıma dokunuyor.
Diğer taraftan İslâm coğrafyasını kan, barut ve ateş çemberine boğan güçlerin temsilcileri medyayı ustalıkla kullanarak barış elçilerini (!) çadırları (dolayısıyla bizi ) denetletmek için gönderirler. Bunlar da adeta davul zurna eşliğinde teftişlerini bitirir, sırtımızı sıvazlar gider. Biz de bu barış elçilerine (!) methiyeler düzeriz. Her ne hikmetse İslâm coğrafyasını, barut, kan ve ateş çemberinde boğanlar hiçbir külfete katlanmaz.
Bu ülkelerin özelikle petrolüne el koyar ve doğal zenginlik kaynaklarını sömürmeye başlarlar.
Bir taraftan diktatörlerin diğer taraftın Akif’in deyimiyle “ Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavarların “ ceremesini çekmek bize kalır.
Kalın sağlıcakla.
27.06.2011
Gürbüz Battal