Saadet Partisi’nde bir süredir devam eden çekişme, Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un istifasıyla sonlandı.
Bununla ilgili cumartesi yazdığım “Geriye Erbakan’ın Fantezisi Kaldı” başlıklı yazım, Cafe Siyaset dâhil, birçok ulusal sitede haber oldu.
Siyaseti okurken, gözlerini kapatanlar ise yazımdan rahatsız olmuş…
Bu da doğal…
Her okuyan yazımdan memnun olacak değil ya, rahatsız olanlar da bulunacak…
Yazıma “Naif fantezileri ancak Karabataklar kurar” başlıklı bir yazıyla cevap vermiş/verdiğini sanmışlar…
Adımı ve soyadımı yazının başlığına sığdırmak isterken, ismimin manasından hareket etmiş, soyadımı da bir deniz kuşunu çağrıştıracak şekilde yerleştirmişler…
Hâlbuki Naif Fantezi, konuyla ilgili değil.
Bir kere bu uymamış, başka bir şey bulun…
Sonra, ben yazımda asla kâhinlik yapıp, geleceği okumaya çalışmadım…
Siyaseti okuyamamak böyle bir şey olsa gerek ki, Sayın Numan Kurtulmuş’u Abdullatif Şener’e benzetmişler…
Oysa Şener, kapatma davasının arifesinde olan bir partide “kaçarsam kurtulurum” diyerek gemiyi ilk terk eden konumundaydı…
Belki de birileri kulağına “bak AK Partiyi kapatacağız, sen kaç kurtul, seni başbakan yapalım” demişlerdir. Öyleyse bu, yeni oluşacak duruma bir hazırlık kaçışıydı, partiyi bütünleştirme kaçışı asla değildi…
Planları tutmadı, ters tepti, yanlış zamanda yanlış adım attı…
Ve siyasette yanlış adımın nelere yol açacağının en güzel örneği ise Abdullatif Şener’dir…
Elbette siyasette vefasızlığın halkın gözünde nasıl değerlendirildiğinin de en güzel örneği Sayın Şener’dir, Sayın Erkan Mumcu’dur, Sayın Mehmet Ağar’dır…
Peki Sayın Kurtulmuş’la, Sayın Şener’i nasıl aynı kategoriye koyarsınız?
Saadet Partisi parçalanıyorsa bunda Numan Kurtulmuş ve ekibinin değil, “bu parti küçük olsun, illa da bizim olsun” diyenlerin suçu vardır…
Sayın Kurtulmuş ve ekibinin partiden gitmesi için ahlaki olmayan tüm yolları deneyenler, en son masasını tekmeleyenler, partinin selameti için mi çalışmışlardı?
Sayın Kurtulmuş’a “çeyrek genel başkan” unvanı dâhil birçok ahlaki olmayan unvanları layık görenler, Saadet Partisi’nin büyümesini mi hedeflemişti?
Bütün bunların cevabını, “Naif fantezi” kurduğumu sananlar veremez…
Çünkü onlar siyaseti okuyamıyor…
Siyaseti okurken, gözlerini kapatıyorlar…
Siyaset okurken, kalp gözlerini de tümden perdeliyorlar…
Ve ondan sonra da siyaseti okuduğunu sanıyorlar…
Siz sadece “size gösterileni” okumaktan öte bir şey yapmıyorsunuz…
Ve elbette gönül verdiğiniz partiye ve camiaya da yazık ediyorsunuz…
***
367 Sabih’in Yeri
Dün ajanslara düşen haberin başlığı “Sabih Kanadoğlu Kilisede Sergi Açtı” şeklindeydi…
Ne var yani, bizim bildiğimiz 367 Sabih’in, camide sergi açacak hali yoktu ya, olsa olsa kilisede sergi açardı, kendisine de çok yakışırdı…
Sonra haberin detayına baktım, “Yargıtay Onursal (bu onursala çok gülüyorum nedense) Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde ressam Fügen Leman'ın tarihi Ayazma Kilisesi'nde düzenlenen resim sergisinin açılışını yaptı.” şeklindeydi.
Ben de kırdığı anayasa potlarını sergide topladı sanmıştım, yanılmışım…
Oysa ne güzel olurdu…
Böylece gelecek nesle önemli bir armağan da bırakmış olurdu…
Genç hukuk öğrencilerine hayat tecrübesini aktarır, “sakın ha! aynı potları siz kırıp da kariyerinizi rezil etmeyin” diye öğütte bulunabilirdi…
Gazete kupürler ve televizyon konuşmalarından derlenen görüntülerle açılacak sergi, sadece ülke içinde değil, yurtdışında da hukuk tahsil edenler tarafından ilgiyle karşılanırdı…
Benden söylemesi, bu sergi iş yapar…
Naif Karabatak
4 Ekim 2010
Naif Karabatak
4 Ekim 2010
