Yıl boyu çok çalışmıştı Evrim hanım. Şimdi zaman tatil zamanıydı. Eşi ve iki çocuğuyla beraber memleketlerine giderek bir güzel tatil yapacaktı. Biz Pazar sabahı erkenden yola çıktılar.
Arabaya binmeleriyle beraber Evrim hanımı güzel düşünceler ziyaret etmeye başladı. Bu düşünceler ne zaman yola çıksa kendi ile beraber yolculuk ederdi. Eksik olmasınlar. Haksız da sayılmazdı. Başarılı, yakışıklı bir eşi, her anne babanın sahip olmak istediği türden iki de çocuğu vardı. Hem de biri kız diğeri erkek. Başkaları bir kız ya da erkek çocuğu olmak için dört hatta beş kez doğum yaparken bu Evrim için hanım ayrı bir zenginlik ayrı bir nasipti. Evleri ve arabaları da vardı. Bir de köye yaptırdıkları yazlıkları… Daha ne isterim ki Allah’tan dedi kendi kendine, ortasında oturduğu yavrularını sıkıca kendine doğru çekerek. Ayrı ayrı saçlarını okşadı çocukların. Bunu hep yapardı. Bu mutluluğu ne bozabilirdi ki. Kocasına baktı, mutlu çift birbirlerine gülümsedi.
Memleket yolunda kiraz satmaya başlayan tablacıları görmek her yolculukta mola verdikleri suyu buz gibi soğuk çeşmeye yaklaştıkları anlamına geliyordu. Durdular, birkaç kilo kiraz aldılar. Biraz sonra çeşmenin başında durup yiyeceklerdi. Bu kirazlar harika dedi Evrim hanım. Daha çeşmeye varmadan yemeğe başladılar. Harika, harika bunlar dedi çocuklar. Bu arada çeşme göründü. Bu çeşme, bu yoldan geçen hemen herkesin durduğu bir çeşmeydi. Gelen, tadına doyum olmayan suyundan içer. Elini yüzünü yıkar. Yanlarında getirdikleri meyveden yer. Vakti bol olanlar arasında mangal yapanlar bile olur. Evrim hanım için burasının ayrı bir önemi vardı. Eşi ile ilk burada karşılaşmışlardı. Mutluluğuna mutluluk katan, iki yavrusunun babası bu adamı ilk kez burada görmüştü. Ne zaman buraya gelse o anı yaşar, buradan pek ayrılmak istemezdi. Yine gelmişti bu çeşmenin başına.
Önce herkes kana kana suyunu içti. Daha yıkamadan yemeye başladıkları kirazlarını yıkadılar ve kocasıyla tanıştıkları çınar ağacının dibine oturdular. Bir yandan tadına doyum olmayan kirazı yerken çocuklar, diğer yandan anne babasının taklidini yaptılar. Kız anneyi oğlan da babayı taklit ediyordu. Gülmekten, kirazın dudaklarından aşağı akan kırmızımsı suyunu fark etmediler bile. Tabii, fark edilmeyen bir de zaman vardı. Aaa epey zaman geçmiş merak ederler şimdi diyerek kalkmaya karar verdiler. Belki bir daha gelemeyiz diye bir su daha içtiler. Burası, Evrim hanımın en çok mutlu olduğu yerdi. Yeniden, yeniden gelmek istiyordu. Tam ayrılacakken kalktıkları yere baktı, çeşmeye doğru baktı. O anda bir yerlerden gözünün ısırdığını zannettiği biri ona Evrim, merhaba dedi gülümseyerek. Evrim, şaşırdı ama kendine selam veren kimseyi tanıdı.
Adem’di gelen. Yanında eşi ve iki çocuğu vardı. Liseden sınıf arkadaşlarıydı. Beyler, el sıkıştı. Bayanlar birbirlerini öptüler. Çocuklar, utangaç bir şekilde tanıştılar. Oraya Adem’i atan rüzgar eşinin Evrim’in köyüne yakın bir köyden olmasıydı. Bu çeşme başında karşılaşmadan kimse bilmiyordu bunu. Hoşbeş muhabbetten sonra birbirlerinden telefonlarını alarak görüşmek ümidiyle ayrıldılar.
Lisede babasının işinden dolayı kendi memleketlerinin çok uzağında gittiği bir kasabada birlikte okumuşlardı. Evrim ile Adem. Tabii, durum yalnızca bundan ibaret değildi. Evrim’in her ne kadar yüzüne yansımasa da zihnindeki fırtına esmeye başlamıştı. Çok ciddi düşünmüşlerdi. Babalarının mesleği ayırmıştı ikisini birbirinden. Evrim’in hiç aklında bile yoktu. Nereden bilirdi, yıllar sonra kendisini en çok mutlu eden iki adamın en çok mutlu olduğu yerde karşılaşacaklarını. Hayatta sadece bu ikisinin elini tutmuştu ve biraz önce bu iki adam birbiriyle el sıkıştı. Kocası dışında bir kere de olsa dudağından öptüğü adamın karısını yanağından öpeceği hiç aklına gelmezdi. Eşini düşündü Evrim acaba o da benden önce birini sevdi mi diye sordu kendi kendine. Çocukları düşündü, biraz önce lise arkadaşım dediği adamın annelerinin ilk aşkı olduğunu bilseler tepkileri ne olurdu. Bu düşünce çok iğrençti. Çünkü, kendi annesi geldi aklına.
O ana kadar eşi ve çocukları ile hep mutlu olan Evrim uzunca bir süre bu şoku atamadı içinden. Artık, o çeşme kendi için başka bir anlam taşıyordu. Hiç bozulmaz sandığı mutluluğunu bozan, kendi açısından her şeyi mahveden davetsiz misafirin adı küçük bir kaçamak flörtdü.
