Süleyman AKDOĞAN


Kuma Bilgisayarlar

Kuma Bilgisayarlar


 
 
İletişime en çok ihtiyaç duyulan zamanda iletişimi en çok engelleyen şey maalesef iletişim araçlarıdır.
 
Kimilerince iletişim çağı diye adlandırılan yüzyılımızda belki de “iletişimsizliğin” zirvesini yaşıyoruz.
Görüşüyoruz, konuşuyoruz, yeni kimselerle tanışıyoruz…
Ama iletişemiyoruz.
En son ne zaman yakın bir dostunuzu aradığınızı bir düşünün.
En son ne zaman, samimi, içten bir diyalog geçirdiniz yakınlarınızla.
Zorlayın hafızalarınızı…
 
Oysa, ne çok ihtiyacımız bunlara. İletişime en çok ihtiyaç duyulan zamanda iletişimi en çok engelleyen şey maalesef iletişim araçlarıdır.
 
Söz meclislerinde, aile toplantılarında ( toplanılırsa)  yemekte (bir araya gelinebilirse)  parkta otobüste.
Ellerimiz dokunmatik ekranlardan ayrılmıyor. Neyi karıştırıyoruz, ne arıyoruz farkında değiliz.
Muhabbetin en can alıcı noktasında gelen bir mesaj sesi, bir telefon bütün dikkatimiz uzakta iletişim kurduğumuzu  zannettiğimiz kimselerce dağıtılıyor. Meşgule alsak aklımız “ne diyecekti” diye  karşıda kalıyor. Görüşsek, sohbet burada yarım kalıyor, karşıdakiyle yavan, tatsız bir görüşme oluyor.
 
 
Uzun zamandır hiç görmediğimiz kimseleri bile sanki her gün görüyor gibi hissediyor, Facebook’ta “beğen” meyi, ya da arkadaşımızdan gelen gönderiyi paylaşmayı,  twitterda “retweet” yapmayı iletişim sanıyoruz. Adeta gizlice takip ettiğimiz o kimselerle, yıllar sonra bir araya gelsek bile konuşacak “iki çift laf” bulamıyoruz.
 
Daha kolay görüşelim, teknoloji nimetinden istifade edelim, çocuklarımız kimseden geri kalmasın, arkadaşları içinde mahcup olmasın diye her bir yanımızı donattığımız teknolojimizle iletişimimizi öldürdük.
 
 
Galiba bu iletişimsizliğin en acı, en dramatik örneği de bir annenin, bir bayanın eşini başından kaldıramadığı bilgisayar için 'benim kumam” demesidir.

Artık, deniliyor da…