Naif KARABATAK


Libya’ya Demokrasi Farklı Gidiyor

Libya’ya Demokrasi Farklı Gidiyor


ABD’nin torbasında çokça bulunan “demokrasi”, ihtiyaç(!) duyan ülkelere, zamanı ve zemini geldiğinde götürülmekten geri durulmuyor. Demokrasiyi götürürken de, ülkesine, liderine, halkına, inançlarına ve kültürüne göre farklı bir paketleme şekilleri var…
 
Mesela Irak’a demokrasi götürürken, çok uğraş verdiler…
 
Yalan bahanelerle süslediler…
 
Kimyasal silah üreten koca koca fabrikalardan bahsettiler…
 
Atom bombası yapıldığı bile söylendi…
 
Saddam’ın çılgın olduğu, bütün bölge ülkelerini topyekûn tarumar edebileceğini belirttiler…
 
Zaten zamanında halkına zulüm etmiş, Halepçe’de az masumu katletmemişti…
 
O zaman demokrasi götürmek için “beyaz(!)” yalanlara ihtiyaç vardı…
 
Hedef ise bizatihi Saddam Hüseyin’di…
 
Halkla bir problemleri yoktu ama yüz binlerce Iraklıyı “demokrasi götürürken” kazaya kurban verdiler…
 
Sonrada Saddam Hüseyin’i saklandığı delikten eliyle koymuş gibi buldular…
 
Amerika’da başka ülkelere verilecek demokrasi çoktu…
 
Dünyada psikopat liderden çokta bir şey yoktu…
 
Nedense bütün zalimler, bütün çılgınlar ve bütün psikopat liderlerin ülkesinde de gani gani petrol vardı, altın vardı, zenginlik vardı…
 
Daha önce kendi elleriyle verilen makamları, şimdi silah zoruyla alıyorlardı…
 
Devletin başına bir kişi koymuş, alırken ise devletle birlikte almaya başlamışlardı…
 
Uzun vadeli planları vardı…
 
Bir sene, iki sene değil, kırk yıllık, elli yıllık planlardı bunlar…
 
Besleyip, büyüttükleri sadık hizmetçilerini dilediği ülkenin başına oturtup, zamanı geldiğindeyse ülkeyle birlikte alabiliyorlardı…
 
Zaten onlar bekçiydi…
 
Amerika adına petrolü bekliyor, halkı baskı altında tutuyor, zenginliği sağa sola uçurmuyordu…
 
Gün ola devran döne, Amerika ihtiyaç duya diye bekletiliyordu…
 
Kukla liderler de aldıkları görevi bihakkın yerine getirmekten çekinmiyordu…
 
Zalimlikse zalimlik, baskıysa baskı, çılgınlıksa çılgınlık…
 
Ne ararsan vardı…
 
Öyle ki, “Amerika niye saldırmadı” diye bizler bile isyan etmeye başlıyorduk…
 
Zalim liderler kendi halkına silah doğrultuyor, tankları üzerlerine sürüyor, hatta bazen bombaları başında patlatıyordu…
 
O zaman sivil halk korunmalıydı…
 
Onların tek isteği insanca yaşamaktı…
 
Kendi seçtikleri yöneticiler tarafından yönetilmek istiyor, özgür bir ülkede yaşama arzusuyla doluydular…
 
O zaman halk korunmalı, zalimlere haddi bildirilmeliydi…
 
Tunus’ta patlak veren özgürlük arayışları, Mısır’a, oradan da birçok Ortadoğu ülkesine sıçrarken Libya’ya da uğrayıverdi…
 
Ve orada tıkandı…
 
Çünkü Libya’da da tıpkı Saddam Hüseyin gibi çılgın birisi vardı…
 
Halkın özgürlük taleplerine “başüstüne” diyecek göz yoktu…
 
Halkına ateş açtı…
 
Kiralık askerleriyle, kendi halkını öldürmeye başladı…
 
Dünyanın gözü Libya’ya döndü ve Kaddafi’nin indirilmesi istendi…
 
Haddini aşmış, insanlığı bir yana bırakmıştı…
 
Nihayet “saldırı yapma” hakkını elinde bulunduran ülkeler “saldıralım” diye tempo tutmaya başladı…
 
Çok insancıllardı…
 
Hiçbir Libyalının burnunun kanamasını istemiyorlardı…
 
Hatta Libya sokaklarında özgürce dolaşma hakkı bulunan kedi ve köpekler bile korunmalıydı…
 
Ordular ilk hedefiniz Kaddafi” diye komut veren çıkmadı…
 
Ama saldırı oldu…
 
Sivil kayıp kaçınılmaz” dediler, sanki kapı cam kırılıyormuş gibi rahattılar…
 
Hedeflerinde Kaddafi olmadığını da söylediler…
 
Kaddafi varken de insanlar ölüyordu, Amerika el attığında da insanlar ölüyordu, hem de daha fazlası…
 
Tıpkı Irak’taki gibi…
 
Iraklılar da, baskı ve zulümle olsa da, kendi ülkelerinde “ölmeden” yaşayabiliyorlardı…
 
Amerika geldikten sonra yaşamadan ölmeye başladılar…
 
Şimdi de Libyalılar yaşamadan ölüyor…
 
Daha özgür olmak için…
 
Bu savaş vampirlerin “bahane Savaşı”ndan öteye gitmiyor…
 
Hedef zalim lider olsa, Kaddafi’nin kulağından tutup, ülke dışına çıkaracak kadar donanımlılar…
 
Ama amaç üzüm yemek, bağcı dövmek değil…
 
Naif Karabatak
23 Mart 2011