4+4+4’lük eğitim, 8 yıllık eğitimin verdiği zararı,bezginliği hafifletme açısından bir umut, çıkış yolu olarak görülmekte. Eskinin böylesi ruh haline dönüştüğü ortamda, her yeni koyunun olmadığı yerde keçi gibidir nazarımda. 8 yıllık eğitim, bir çok akademisyene rütbe atlatsa da, onların kaleminden çıkan makaleler bir yaraya merhem olamadı. Yeni sistemin getireceklerine ve götüreceklerine dair akademisyenler anketler hazırlayıp, yeni makaleler için kalemlerini bilerken, yüreklerinde inşallah şu milletin adı “eğitim” olan kanayan yarasını dindirme kaygısı vardır diye umarak bu paragrafı bitirelim.
Eğitim, hitap ettiği herkesin kazandığı, onların ilgi ve yeteneklerini geliştirme işi olmalıdır. Aksi varsa, -birileri kazanıyor ve diğerleri yıllarını kaybediyorsa- bunun adı eğitim değil düpedüz ticarettir. Bir ülkede, bizzat o ülkenin önde gelenleri tarafından belirlenen ve 100.000’i geçmeyen saygın meslek kontenjanı için yaklaşık 1.700.000 gencin aynı hedefle sınava girmesi başka türlü açıklanamaz. Bu bağlamda yeni sisteminde OSYM sınavlarından dahi bahsediliyor olması, eğitimden ziyade ticari faaliyetlerin devam edeceğinin sinyali. Ancak, aşağıda bahsedilecek öneriler buna bir çözüm sunabilir.
Her okulun işlerinin yürütülmesinde önemli yer tutan okul idaresinden başlayalım. Okulun idari kadrosu özellikle okul müdürleri, veli, öğretmen ve öğrenciler tarafından seçilmeli. Her okul müdürü, kendi kadrosu ile çalışabilmeli. Bu durumda, sadece koltuğuna sahip çıkan müdür, okulu ilgilendiren her unsura sarılacaktır. Veli, öğrenci ve öğretmen bu sayede eğitime daha fazla katkı yapacak, eğitimle ilgili yeni fikirler ortaya atılacaktır. Bu durum, eğitim öğretime dinamizm getirerek, bu ortamda aktivite zenginliği oluşturacaktır. Okul müdürlerinin seçimle geldiği uygulama, okulların rolünü de değiştirecektir.
Okullar, salt teorik bilgileri yükleme merkezi olmaktan çıkıp kendi hinterlandında eğim öğretim işlerinin koordine merkezi olmalıdır. Okulda, teori anlamında verilen derslerin uygulaması okul bölgesindeki iş yerlerinde yapılmalıdır. Sokakta her iş yerinde, -bakkal, manav, terzi, mobilyacı, ayakkabıcı vb- iş yerinin büyüklüğüne göre çocuk köşesi olmalı. Çocuk köşelerinde, o iş yerinin çocukların gerçekçi uygulama yapabilecekleri maket oyuncak, minik tezgahlar bulunmalı. Buralarda çocukların ilgi ve yetenekleri tespit edilip o yönde gelişimine katkı sağlanmalı. Bazı meslekler, akademik anlamda harcanan bütün emeklere rağmen, başarı sağlanamadığı için “çaresizlik meslekleri” olarak görülmemeli. Söz gelimi, dünya var oldukça çobanlık mesleği var olacaktır ve çoban olmak bir yetenek gerektirir. Bu meslek, bir “çaresizlik mesleği” görülmemeli aksine bu mesleğin uluslar arası standartlara uygun bir şekilde eğitimi yapılmalı. İcabında eğitim dağa çıkıp, çobanı yerinde eğitmeli. İcap ederse, onu alıp başka ülkelerdeki meslektaşları ile tanıştırmalı. Her meslek hak ettiği saygınlığı kazanmalı.
Öğrencilerin okulda aldıkları dersler ilgi ve istek ve yetenek doğrultusunda olmalı. Bu durum, artık bir söylemden öte olmalı. Yıllardır dile dolanan, ilgi, istek, yetenek kavramlarının içi doldurulmalı. Öğrenci, eğer sadece bir derse ilgi duyuyorsa, o dersi istediği öğretmenden istediği ders saati kadar alabilmeli. Bu durum, öğrenciyi en az bir alanda yetiştirme anlamında önemli olacaktır. Zira, doğan her bireyin mutlaka ilgi duyduğu, yetenekli olduğu bir konu vardır. Aynı şekilde, öğretmen de dersini istemeyen bir öğrenciyle karşı karşıya bırakılmamalı.
Öğrencilerin değerlendirilmesi konusunda bütün yetki ve sorumluluk öğretmenlere verilmeli. Böylelikle, öğretmenler, sistem içerisinde kendilerini değerli hissedip eğitim için daha fazla enerji harcayacaktır. Öğretmenin, yaptığı her sınav çok önemli bir belge olmalı ve öğrencinin geleceğine dair ışık tutmalı. Bu değerlendirmeler sonucunda, öğrencilerin geleceği şekillenmiş olacak, öğrencilerden dileyenler yine kendi alanlarında yüksek öğrenime sınavsız devam edebilecektir.
