Her şey zıddı ile vardır ve bir şey zıddı ile anlam kazanır. Her ne kadar çok zıddın varsa değerin o kadar artar.
Mesela, bir trafik kazasının iki neticesi vardır. Ya hayatta kalırsın ya da ölürsün. Kazada ölü sayısı arttıkça senin hayatta kalmanın önemi artar.
Bir deprem sonrası, yıkılan binaların çok olması, binası yıkılmayan müteahhitleri kıymetli kılar.
Herkesin çok yüksek not aldığı bir sınavda sizin aldığınız yüksek not çok şey ifade etmeyebilir. Düşük notlar olacak ki, senin notun kıymetli olsun.
İyi, kötü.
Güzel, çirkin.
Çürük, sağlam.
Dost, düşman.
Sıcak, soğuk.
Olması gerekliliği açısından değil de olabilme ihtimali üzerinden değerlendirdiğimizde biri sen de varsa, diğerinin olma ihtimalini düşün.
Nitekim, bazen iyisin, bazen kötü.
Bazen çürük, bazen sağlam.
Bazen üşürsün , bazen yanarsın.
Bulunduğun halin, zıddı hep aklının bir köşesinde olsun.
Nitekim, dün dost olduklarımıza, bu gün düşman olabiliyoruz. Ya da, düşman gördüklerimiz bu gün bakıyoruz, dostumuz olmuş.
Bu yüzden ilişkilerimiz de ölçüyü kaçırmamalıyız.
Dostlukta da, düşmanlıkta da bir ölçü, bir mesafe olmalı.
Mesafeli olalım ki, mesafe kat edelim.
Hele, maksadımızda ahret varsa. Verdiklerimizi, bu dünyada istiyorsak. Alamadığımız, dizine gözüne dursun diyorsak, dostken aldığımız sırları, aramız açıldığında dünya aleme servis ediyorsak… Bu, bize sıkıntı olur.
Böyle hallerde iyi olma ihtimali hep aklımızda olsun.
Yazdığımız, konuştuğumuz, sosyal medyada paylaştığımız şeylerde ölçülü olursak ancak ahrette arzuladığımız yere kavuşabiliriz.
Bir hatırlatma: Öbür alemde arzu etmediğimiz bir yer daha var.