Süleyman AKDOĞAN


Teslim ol!

Teslim ol!


Kırk yaşının sonlarında bir ana-babanın tek evladıydı Kenan. 20’li yaşlardaydı, eşine ender rastlanan bir kalıbı vardı. Babayiğitti, bir o kadar cesur. İlköğretim ve ortaöğretimi birincilikle bitirecek kadar zeki idi.Üniversitede oldukça başarılıydı, bitirmesine bir yıl kalmıştı.  Herkese yardım eder, herkes için çaba sarf ederdi. Akıllıydı, sigara içenleri akılsız sayacak kadar. O kadar parayı sigaraya harcayacaklarına bir garibe verseler ya derdi. Bir de sağlık meselesi. İyi ki dayısı çocukluğunda bir nefes çektirmişti, o gün öksürmekten yemek bile yiyememişti, dayısına kızmıştı. Ama,   büyüyünce sigara içmemesini o bazen dayısına bağlasa da, aklının payını hep ön planda tutardı. Her şeyi aklı ile çözeceğine inanırdı. Akıllı adam diye başlayan çok cümlesi olurdu, hep kendine atıfda bulunan.
 
Babası geceleri çalışıp gündüzleri uyuduğu için daha çok anası ile konuşur, yaptıkları kısa yürüyüşlerde onunla dertleşirdi. Annesi biricik yavrusunun her şeyini beğense de ibadetleri konusunda gevşek olmasını bir türlü kabullenemiyordu. Bu yüzden sürekli ona telkinde bulunurdu. Kenan ise, hep temiz kalpli olduğunu, kimsenin kötülüğünü düşünmediğini, kötü huyunun olmadığını, sürekli birilerine yardım ettiğini, namaz kılmanın yaşlı ibadeti olduğunu, sabahtan akşama kadar aç kalmanın mantığını bir türlü anlamadığını söylerdi, bir de sağ elinin işaret parmağıyla kafasını göstererek aklının olduğunu ima ederdi. Annesi, dilinin döndüğünce Kenan’ı asla ikna edemeyen açıklamaları yaptıktan sonra hay senin aklın batmaya, ne kadar aklın var da neyi alacak, bir defa inanıyorsan, Allah’ın senden razı olması için her şeyden önce teslim olmalısın derdi. “Teslim ol, yavrum teslim ol” derdi.
 
Bir gün akşama doğru ana-oğul yine yürüyüşe çıktılar. Yağmur tek tük atıştırıyordu, üstelik hava epey soğuktu. En başta böyle olduğunu bilseler belki de çıkmazlardı. Koyu sohbete dalmış yürürken, yanlarından hızla geçen adamı fark etmediler. Lakin, adamın ardından gelen Teslim ol, Polis! diyen sesi duymamak mümkün değildi. Kenan, sesi duyar duymaz ellerini havaya kaldırmış ve olduğu yerde bekliyordu. Polis yanına geldiğinde Kenan iyice tedirgin oldu, ancak polis sana değil şu önden kaçan adama seslendim dedi ve gülümseyerek uzaklaştı. Bu durum Kenan’a dokunmuştu. O koca gövdesiyle, bir çağrıya hemen teslim olmuştu. Cesareti de boş çıkmıştı.  Her şeyi aklıyla açıklama çabası kendi kendine sorular sordurtuyor ve bir mantık aratıyordu.
 
Hiç suça bulaşmamış bir adam neden “Teslim ol!” çağrısıyla ellerini kaldırır dedi kendi kendine. Filmlerde görmüştüm dedi, ikna olmadı. Sanırım, polisin silahı var diye korktum, ondan teslim oldum diye düşünürken başına iri bir dolu tanesi düştü. Başlaması ile bitmesi saniyeler alan dolunun biri onun başını fena acıtmıştı. Rabbim, yegane galip ve hikmet sahibi ancak sensin dedi içinden ve olduğu yerde ağlayarak secdeye kapandı ıslak zemini umursamadan. Silahsa, polise teslim olmamı sağlayan, polisin bir silahı var, senin sayısını ancak senin bileceğin kadar silahın var.   Polis’e karşı masumdum, sırf o istedi diye ellerimi kaldırdım, hatta benden de istemiyordu. Sana karşı kalbimin temiz olması yetmez, sen istemişsen ben teslim oluyorum dedi sessiz ama derinden. Annesi hayretler içinde kalmıştı, ne oldu yavrum, neyin var dedi. Kenan, gözü yaşlı fakat göz bebekleri güler şekilde başını secdeden kaldırdı. “Teslim oldum anne, akıllı oğlun teslim oldu anne” dedi.