Çok fazla sakinliğe alışkın bir millet değiliz. Geçenlerde yine bir sabah uyandığımızda, Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın en tepe ismi olan Hakan Fidan’ı ifadeye çağırdığını öğrendik. Daha sonra “yakalandığı yerde tutuklanması” gibi bir çağrıya imza attığını da duyacaktık ve sonrasında “yakalamadan, görevden alındığı”na şahitlik edecektik.
Tabii ki, sizin bu haberi ve sonrasındaki gelişmeleri nereden takip ettiğinizi bilmediğim için, hangi görüşe sahip olduğunuzu da bilmiyorum. Medyada ne kadar MİTsever kalemlerin olduğunu görüp şaşırmanız başka tabii…
Eğer haberi, “cemaate yakın” kaynaklardan takip etme şansını bulanlardansanız, MİT’in “çamura bulaştığını” öğrenir ve “kokuşmuşuz be abi!” diye feryat ederdiniz. Belki de MİT’e düşen bir BİT vardı. Hem zaten savcılar doğru yapmıştı. Bunun lamı da cimi de olmazdı.
Eğer haberi “yandaş” denen medyadan izlediyseniz, savcılığın haddini aştığını belirtip, Ergenekon soruşturmasının rövanşının alınmaya başladığını düşünürdünüz.
Yok eğer “CHP’li” bir medyadan takip edenlerdenseniz de, Türkiye’nin çivisinin çıkmasının ötesinde, savcılığın işi nerelere getirdiğini öğrenip, “demek ki Ergenekon soruşturması da böyleymiş” diyerek hükümete yüklenirdiniz.
Belki de “MHP’ye yakın” bir yayın organını takip ediyorsunuz o zaman “Türkiye’nin köklü kurumlarına karşı yapılan bir yıpratma” politikası olduğunu düşünürdünüz.
BDP, PKK ve Ergenekon’a yakın kaynaklardan takip etme şansınız varsa o zaman da, “Biz demiştik” tavrının hâkim olduğunu görürdünüz…
Öyleyse CHP ve BDP “Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırın, Ergenekoncuları da kurtarın” tavrını görüp, “bu işi nereye bağlasam” diye elinizde veri olabilir.
Bağımsız bir kaynaktan bu haberi ve sonrasındaki gelişmeleri takip etme şansınız ne yazık ki yok. Henüz ülkemiz o kadar gelişmediğinden “objektif” olarak haberi yansıtan ve bunu yorumlayan pek bulunmuyor.
***
Öncelikle MİT soruşturmasıyla, TSK’ya mensup olanların yargılandığı soruşturmayı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Birisinde “darbe yapmaya teşebbüs”ün ötesinde, bir terör örgütünü yönetme veya üye olma gibi suçlamalar var. Üstelik de bunlar bize pek de yabancı değil.
MİT soruşturması ise çok daha farklı. Öncelikle “istihbarat” çok hassas bir konu. İçerisinde yanıltma var, sızma var, onlardan görünüp, yıllarca bir arada yaşama var. Ama hepsinde de amaç, “büyük partiyi/vurgunu/operasyonu öğrenip, engellemeye” dönüktür. Eğer bir istihbaratçı gittiği yerde ne yapacağını değil, onlardan birisi gibi olmaya başladığında orada sorun var demektir.
Bir süredir İsrail kaynaklı “dezenformasyon” haberlerin hem Oda TV’de hem PKK’ya yakın haber ajanslarında aynı anda yayınlanmasının bir amacı elbette vardı. 15 yıl kadar TSK’da Astsubay olarak çalışan Hakan Fidan, kendi isteğiyle ordudan ayrıldıktan sonra çok başarılı bir kariyerin sahibi haline geldi. Öyle ki, birçok kimseyi kıskandıracak kadar iyi eğitimler aldı, iyi görevlerde bulundu. Dışarıda adından söz ettirmekle kalmadı, Başbakanlıkta görev aldığı 2003 yılından sonra “Ortadoğu’da dengeleri değiştiren adam” olarak bilindi. İstihbarat üzerine çok ses getiren çalışmaların altına imza atsa da istihbaratçı olmadığı halde, MİT’in başına geçti.
Ve o günden sonra İsrail’de Hakan Fidan antipatisi oluşmaya başladı. Bu antipatiyi dezenformasyon haberlerle, “kendisine yakın” bulduğu kaynaklar aracılığıyla Türkiye’de de yaydı.
Diğer yönü ise her kurumda olduğu gibi MİT içinde de “sürecin devamından nemalananlar” vardı ve Hakan Fidan’ın MİT’i yeniden yapılandırmasından ciddi rahatsızlık duyuluyordu. Hem istihbaratçı değildi, hem MİT’te açılım yapıyor, hem de köklü kurumun anlayışını tümden değiştirecek adımlar atmaya çalışıyordu.
Bu, “statükocuların” kabulleneceği bir şey değildi ama ondan önce MİT içindeki Ergenekoncuların ekmeğini elinden alacak ciddi adımlardı. Zaten PKK’yı kuran MİT’çiler olabilirdi…
Ve derken “Özel Yetkili Savcı”nın kullanabileceği “hatalar” masasının üzerinde bulundu. Bir istihbarat elemanı hata yapabilirdi ama sorumluluk en tepedeki ismin olacaktı. Yani bir şekilde İsrail’le bağlantılı olsa da, olmasa da, Ergenekoncuların taktikleri arasında yer alsa da, almasa da, istihbaratın içerisindeki bir kaynayan kazanın taşmaya başlamasıydı.
***
Peki Özel Yetkili Savcı, “yasadaki boşluktan” faydalanarak neden Başbakanın iznine gerek duymadan, hem de başsavcıya bile haber vermeden MİT Müsteşarını ifadeye çağırdı?
İşte burada adaleti sorgulamaya başlayabilirsiniz.
Türkiye’de adaletin olmadığına inananlardan birisi olarak, zaten düzeltilmesi gereken bir adalet sistemi içerisinde “Özel Yetki” verilen bir yapının demokratik olmadığı gibi, hukuka uygun olmadığına da inanıyorum.
İster Ergenekon’u aydınlatan bu savcılık olsun, ister büyük operasyonlara imza atanlar olsun. Sonuçta “Özel Yetki” verilmesi, hukukun mantığıyla ters orantılıdır. Zaten yapısı tartışılan bir hukuk sistemimiz varken, herkesi potansiyel suçlu gören bir anlayış hâkimken, “kendini ifade edemediğin anda suçlu duruma düşme şansı” varken, “güçlü olan”ın kolay yırtması söz konusuyken, “baklava çalan”a reva görülenle, “deveyi amuduyla yutan”a reva görülenin orantısı da ortadayken, “özel yetki” verilen savcılardan ne kadar adalet beklerseniz, o kadar adil bir yargılama sisteminiz olur.
Bu durum savcıyı yerinden etti, “yasal boşluğu doldurmak” için yeni bir yasa çalışmasına götürdü ve muhtemelen MİT Müsteşarı ifadeye gitmeyecek. Peki o suçlamalar havada mı kalacak?
Eğer havada kalmaz ve aydınlatılırsa işte o zaman hem hukuk devleti olduğumuz ortaya çıkacak, hem de “oh be ne kadar demokratlaştık” diye şişineceğiz.
Ama olaylara böyle değil de “yanlı” bakmaya devam edersek, o zaman biz sorunu yanlış yerde arar, MİT’te ki işlem hatasının nereden kaynaklandığının farkına bile varmayız.
Twitimden seçmeler
Hayatta “cı-ci”, “cu-cü” ve “çu-çü” olmamışsanız rahat olun, siz sıradan vatandaşsınız. Size asla bir şey olmaz!