Ortadoğu’da ve yurdumuzda gelişen olaylar düşmanlık, kin ve nefret duygularını artırırken bu günkü yazımın, en çok özlemini duyduğumuz “ sevgi” konulu olmasını düşündüm.
Sevgi Allah’ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden birisidir.
Allah sevgisi, anne sevgisi, baba sevgisi, çocuk sevgisi, vatan sevgisi, millet sevgisi, eş sevgisi, hayvan sevgisi, sevgilerden ilk akla gelenlerdir.
Allah sevgisi sayesindedir ki insanlar Allah nezdinde meleklerden bile üstün duruma gelir. Vatan sevgisi sayesinde insanlar şehitlik mertebesine yükselir.
Siz bu sevgiye isterseniz aşk diyin.
O aşk ve o sevgidir ki Ferhat’a dağları deldirir, Mecnun’u çöllere düşürür.
Aşağıda anlatacağım öyküde ise sevgi, insana ömür boyu tuzlu kahve içirir.
Gelelim çok sevdiğim ve kim tarafından yazıldığını bilmediğim öyküye;
“ Kıza bir partide rastlar. Harika bir şeydir kız. O gün peşinde o kadar delikanlı vardır ki. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet eder.
Kız, parti boyu dikkatini çekmeyen delikanlının davetine şaşırır, ardından kibarlık göstererek daveti kabul eder.
Hemen köşedeki şirin kafeye otururlar. Delikanlı kahveleri ısmarlar. Kahveler gelir.
Delikanlı o kadar heyecanlıdır ki kalbinin çarpmasından konuşamaz. Onun bu hali kızın huzurunu kaçırır. 'Ben artık gideyim' demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırır. 'Bana biraz tuz getirir misiniz' der. 'Kahveye koymak için...'.
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya bakar.
Kahveye tuz!
Delikanlı kıpkırmızı olur utançtan. Tuzu kahvesine döker ve içmeye başlar. Kız, merakla 'Garip bir ağız tadınız var' der. Delikanlı anlatır: 'Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben. Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum. Annemle babam hâlâ o deniz kenarında oturuyorlar. Onları ve evimi öyle özlüyorum ki.'
Bunları söylerken gözleri nemlenmiştir delikanlının.
Kız dinlediklerinden çok duygulanır. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen adam, evi, aileyi seven biri olmalıdır.
Konuşmalardan duygulanan kız da konuşmaya başlar. Onun da evi uzaklardadır. Çocukluğu gibi. O da ailesini anlatır. Çok şirin bir sohbet olmuştur. Tatlı ve sıcak.
Bu sohbet öykümüzün harikulâde güzel başlangıcı olmuştur tabi.
Buluşmaya devam ederler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses, prensle evlenir. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşarlar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine, içine bir kaşık tuz koyar hayat boyu. Onun böyle sevdiğini biliyor çünkü.
40 yıl sonra adam dünyaya veda eder. 'Ölümümden sonra aç' diye bir mektup bırakmıştır sevgili karısına. Şöyle diyordu satırlarında. 'Sevgilim, bir tanem, lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim. Tuzlu kahvede. İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki şeker diyecekken 'Tuz' çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm.
Ama her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok. İşte gerçek. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat. Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle
geçirmek isterim. İkinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da'
Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslatır.
Lafı açıldığında bir gün komşulardan birisi kadına : 'Tuzlu kahve nasıl bir şey' diye sorar.
Gözleri nemlenir kadının. 'Çok tatlı' der.” Yeter ki biz kahveyi içmek isteyelim. İster köpüklü, ister köpüksüz, ister tuzlu, ister tatlı olsun bir ömür boyu.”
Hepinize sevgi dolu günler.
Kalın sağlıcakla.
09.10.2014
Gürbüz Battal