Naif KARABATAK
Tarih: 05.04.2011 07:47
Toplu okuyalım, Topsuz kesmiyor…
Hayatında tek sayfa kitap okumamışların bile aşka geldiği bir dönem yaşıyoruz. Herkes okuyor, hem de sesli, hem bağıra çağıra, hem de gırtlaklarını yırtarcasına…
Okudukları henüz yayınlanmamış bir kitap taslağı…
Ergenekon davasından yargılanan ve iddia edildiği gibi “görevleri kaos” ortamı sağlamak olanlardan birisinin kaleme aldığı ve henüz yayımlamadığı “İmam’ın Ordusu” kitap, mahkemece “sakıncalı” bulunduğundan el konuldu…
Mahkeme kararına saygıda kusur etmeyenler, birden bire mahkeme kararını eleştirmeye başladılar…
Bugüne kadar fikir özgürlüğü için kılını kıpırdatmayanlar kitap taslağını kamuoyuna yaymak için sosyal paylaşım sitelerini kullandılar…
Doğrusu gözüm yaşardı, duygulandım…
Keşke bütün kitaplar, bütün köşe yazıları, bütün haberler için de aynı duyarlılığı gösterseler…
***
Tarihte ilk olduğunu sanmıyorum ama henüz yayınlanmamış bir kitap yasaklanınca eleştiriler de bir biri ardına geldi…
Aslında eleştiriler de haklı yön de var, haksız yön de…
Kendi adıma her türlü kitabın özgürce yayım ve dağıtımının yapılmasından yanayım.
Bu konuda çekincelerim sadece ve sadece inançlara ve özel hayata karşı girişimde bulunmasıdır…
İmamın Ordusu, dünyanın dört bir yanına Türkçe eğitimi götüren, insanları Türkçeyle tanıştıran Fetullah Gülen hocaefendi ve onu sevenler kastediliyor…
Fetullah Gülen’in hedef seçilmesi ise Ergenekon davasının Fetullah Gülen cemaatince ortaya çıkarıldı iddiası…
Burada bir yanılgı var…
Ergenekon Davası bir ihbarla ortaya çıkmışsa ve bu ihbarı yapan da “Fetullahçı” diye tabir edilenler arasındaysa gıcık olmalarında haklı yönleri var…
Ancak, onların “gıcık” olması, ortaya çıkan pislikleri temizlemeye yetmiyor…
Bir katili ihbar etmek kadar doğal bir vatandaşlık görevidir ki, ortaya atılan iddialar bir katili değil, toplumun tümünü mağdur etmeye yönelik bir terör örgütünün ortaya çıkarılmasına dönük.
Üstelik, tüm halkı mağdur ederken, koca bir ülkeyi de tarumar etmeye dönük haince bir çabanın ortaya dökülmesi, oynanan oyunların gün yüzüne çıkması, adice planların deşifre edilmesidir…
Şimdi bütün bunlar ortadayken, suçluyu değil, suçu ortaya çıkardığını iddia ettiklerini suçlamak insafla bağdaşmıyor…
Yine aynı oyunun bir parçası olarak kaleme alınan ve koca bir cemaate atılan iftiralardan oluşan kitap taslağını “fikir özgürlüğü” diye savunmak nasıl bir şey anlayamıyorum.
O zaman “darbe günlükleri” de savunulmalı, tıpkı avukatlığını yapanların savunduğu gibi…
O zaman “ıslak imza yok” diye kıvırmanın anlamı yok, erkekçe ortaya çıkıp, “bu melanetleri biz yazdık” desinler…
Darbe planlarının hepsine özgürlük isteyelim, sonuçta “kötü” de olsa bir fikir ortaya atmış, bir kısmı eyleme dönüşmüşse de, bir kısmı dönüşmemiş…
Bütün bunları zaten savunuyorlar…
Şimdi de henüz basılmamış kitap taslağının toplatılması kararına meydan okuyorlar…
Bu meydan okumayı da “toplu okuma” haline dönüştürüyorlar…
Beş on kişi bir meydanda toplanıyor, facebook çıktısı zırvaları sesli şekilde okuyorlar…
Hayret okuma da biliyorlar…
Önce sazı birisi eline alıp, ilk sayfayı okuyor, nefesi tükenince diğer “toplu” kişi sazı alıp döktürüyor…
Sonra diğeri, sonra diğeri…
Sesli şekilde okuyorlar, bağıra çağıra, avazı çıktığı kadar, nefesi yettiği kadar, takati elverdiği kadar…
Çok komik ama gördüğümde yerlere yatasım geldi…
Ama onlar “toplu” halde okuma seansları düzenlemeye devam ediyorlar, topsuz kesmiyor demek ki…
Denileni anlıyorlar mı, onu da bilmiyorum…
Ancak tek bildiğim, bugüne kadar fikir özgürlüğü için kılını kıpırdatmayanların “toplu” şekilde okuma seansları düzenlediği…
Yakında ruh çağırmaya da başlarlar…
Ey Ergenekoncu, geldinse üç kere vur, “top”lu olsun, topsuz kesmiyor…
Naif Karabatak
5 Nisan 2011
-
-
-
-
-
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —